İdeal bir aile, yani her şeyin iyi gittiği, insanların sorunsuz, son derece iyi bir şekilde, hiçbir sıkıntı yaşamadan geçindikleri aile, sadece romanlarda ya da filmlerde var. Aile içerisinde bir takım sıkıntılar ve huzursuzluklar olabilir. Hatta bunlar faydalı olabilir, aile bireylerinde olumlu etkiler yaratabilir. Çünkü fikir ayrılıkları her zaman kötü değildir. Karşımızdakinden bir şeyler öğrenebiliriz, karşımızdakinin gerçeğini daha iyi anlayabiliriz. Çatışmasız bir aile düşünmek mümkün değil, gerçek hayatta öyle bir aile yok.
Çünkü ikinci kuşak, ne bir Türk kültürü, ne de batı kültürüyle yetişiyor, ikisinin karışımıyla yetişiyor. Birinci kuşak, onları, kendi kuşağında yetişmiş insanlar gibi görmek istiyor. Kuşak çatışmaları genellikle genç yaş grubu üzerinde odaklanmaktadır. Çünkü gençlik döneminde duygular yoğundur ve sürekli dalgalanma gösterirler. Gençler sevinçle üzüntü, sevgi ile nefret arasında gidip gelir. Ruhsal tepkilerinde aşırılık, davranışlarındaki çelişki bu döneme özgü bir bocalamanın belirtisidir. Gençler, bir yandan içinden gelen dürtülerini dizginlemeye çabalarken öte yandan çevresi ile çatışmaya girebilir. İç dünyası ile dış dünya arasında dengeler kurmaya çalışır. Gençler, kendine özgü yaşamak istemekte, bağımsızlığını kazanmaya çabalamaktadır. Bir çatışma halinde, yani gençlerin yaşama tarzıyla bizim beklentilerimiz arasındaki çatışma halinde, o zaman birinci kuşak daha ziyade gelenek ve değerlerden yana ağırlık koyuyor. Diyor ki, evdeki kural neyse ona uyacaksın. Haliyle diğer çatışmaları artıran, doğuran bir şey.
Çatışmaların kökenlerinden bir tanesi beklentilerin farklı olması. Bizim ikinci kuşağın kendi değerlerimize uymasını beklememiz. İkincisi de, karşımıza hep çıkan değerler, gelenekler, görenekler meselesi. Biz, birinci kuşağın, ailede gördüğü veya bizim değerlerimiz diye kabul ettiği noktalar var. Bunlar öyle kabul ediliyor ve bunlara ikinci kuşağın, yani evdeki çocukların da uymasını bekliyoruz. Buna çocuklar uymadığı zaman da evde sıkıntı oluyor. Öte yandan gençler açısından bakıldığında; kendisinden başarı bekleniyor, okulunu veya mesleğini iyi yapması bekleniyor. Daima başarılı olmalarını istiyoruz, ama öte yandan da karşılarına tanımadıkları ve bilmedikleri ve anlayamadıkları bir takım gelenekler, kurallar çıkarıyoruz. Çünkü düşünün ki, ikinci nesil kuralları annesinden babasından görüyor, yani bir öncesi yok onun. Halbuki, ikinci nesil arkadaşlarından, okulundan, eğitiminden o değerleri alıyor ve fazla çatışma çıkmıyor. Aile içi ortamlarda o değerler olmadığı zaman bir karışıklık oluyor gençler içerisinde. Bir yandan başarılı olmaları, öte yandan da arkadaşları, dostları gibi değil; ilk kuşak gibi davranmaları isteniyor…
Bu değerler dediğimiz, gelenekler dediğimiz şeyler nereden ortaya çıkıyor? Bunlar iyi şeyler mi? Yoksa kötü şeyler mi? Değerler dendiği zaman, gelenekler dendiği zaman hep iyi şeyler, doğru şeyler aklımıza geliyor. Ama bunların kökenine bakmakta da fayda var. Çünkü biz birinci kuşaktan esneklik beklerken, muhakkak o değerlerden de biraz taviz vermelerini bekliyoruz. Ama bizim kuşağın inandığı,doğru olarak kabul ettiği şeyden taviz vermesi de çok zor. Taviz verilmedikçe de o çatışmalardan bir ilerleme kayıt edilemiyor. Aksine, çatışmalar büyüyor ve hatta şiddete de dönüşebiliyor. Değerler söz konusu olduğunda, bizim için iyiler, doğrular ve yanlışlar var. Ama faydalı veya faydasız olarak görmüyoruz o değerleri. Bir gelenek bir yerde çok faydalı olabilir, bir yerde faydasız hatta zararlı olabilir. Tarafların birbirlerini anlamak için çaba göstermeleri, esnek davranmaları ve hoşgörüyü elden bırakmamaları gereklidir.Çözüm yollarının önünü açmak için, öncelikle iletişim kanalları kapanmamalıdır.
Yaşadığım bir örnek: dolmuş durağında upuzun kuyruk oluşmuştu, önde 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu sürekli annesinin elinden kurtulmaya çalışıp “herkes yürüsün” diye bağırıyordu…O’nun teorisi özünde çok mantıklıydı, yani kuyrukta bekliyorsunuz, ve ilerleyemiyorsunuz, çünkü önünüzde insanlar var ve onlar da kendi önlerindekiler yüzünden yürüyemiyorlar. Herkes belli bir hızda yürüse kimse beklemek zorunda kalmazdı değil mi?
İşte, kuşak çatışması böyle birşey. neden karıncalar gibi belli bir hızda peş peşe gitmek yerine birbirimize çarpa çarpa gidiyoruz? Kimse durup beklemesin!.. Arkadakiler biraz yavaş, öndekiler biraz hızlı. tıkır tıkır yürünebilir.
Aslında kuşak çatışması genel anlamda üzülecek değil sevinilecek bir olgudur. Gençlerin atılganlıkları, coşkuları, hatta hayâlcilikleri gelişmelerin, yeniliklerin kaynağıdır. Gençler toplumsal yaşamda, sanatta ve yarında yeniliğin, değişikliğin ardında koşmasalardı ilerleme olmazdı. Bu nedenle gençlerin yetişkinlerle karşıtlığını ortadan kaldırmak yararlı bir sonuç sağlamaz. Önemli olan bu çatışmayı toplumun faydasına kullanabilmektir.
Tags: Hayatın İçinden yapan OĞUZLU
1 Comment »