KIZILELMA

 KIZILELMA ÜLKÜSÜ’NÜN GELDİĞİ NOKTA

İkinci Roma’yı ele geçiren İki Kıta ve İki Denizin Sultanı” Fatih‘in gözü Birinci Roma’da idi. Osmanlıların Avrupa’ya yürüyüşünde Kızılelma, İstanbul’dan sonra Roma oldu. Fatih, Eski Yunan ile birlikte Roma’nın nemrut ve firavunların mirasçısı olduğunun bilincindeydi.

Kanunî, Viyana’yı alabilseydi İtalya, Fransa ve Almanya’nın kapıları sonuna kadar açılacaktı. Viyana’yı Osmanlılalara karşı Avrupa’nın ordularından daha çok iklimi ve İstanbul’a uzaklığı korudu. Eğer Osmanlılar, başkentlerini Edirne’nin doğusuna değil de batısına taşımış olsalardı, Akdeniz’le birlikte Atlantik’in de ticaret yollarını denetim altına alabilirlerdi. Olmadı ve Osmanlılar doğudan batıya doğru gitmelerinin bedelini Viyana Bozgunu ile ödediler.

Avrupalıların Muhteşem Süleyman dedikleri Kanunî, yaptığı yasal düzenlemelerle; aalet odaklı yönetimin en güzel örneklerinden birini verdi. O, gücünün ordusundan geldiğini biliyordu.Ordunun gücü ise devletin üretimden aldığı vergilerin büyüklüğüne dayanır. Toplumun üretim gücünün büyüklüğü de kusursuz devlet yönetiminden kaynaklanır. Osmanlı Devleti, adaletten ayrılmayan yönetimiyle Avrupa Ülkeleri karşısındaki ekonomik üstünlüğünü yüzyıllarca korudu. Ancak, batıdaki gelişmelere ayak uydurmakla zorlandı ve Mirî Toprak Düzeni(Tımar-Has-Zeamet), Millet Sistemi, Vakıflar ve Esnaf Örgütlerine(Ahîlik) dayanan yönetim; Avrupa karşısında yenilik yapma, yeni sözler söyleme gücünü yitirdi.

Sonuçta, üç kıtaya dağılan Türkler, yirminci yüzyılda Anadolu’ya çekilmek zorunda kaldı. İstanbul’un Avrupa’ya karşı savunulması Türk Dünyasının yeni Kızılelma’sı oldu. Şimdi ise Avrupa Birliğine girmeye çabalıyor. Anadolu insanı, bayrağın orduları değil girişimcileri izlediğini; girişimcilerin gittiği ülkelere bayrakları da götürdüğünü, artık Dünya’da doğulularla batılıların değil geçmişte kalanlarla geleceğe bakanların savaştığının farkına vardı.

Yeni savaşın orduları, dünya standartlarında ürün, hizmet ve bilgi üretmesini bilen girişimcilerdir. Girişimciler, yeni yüzyılın hem fatihleri hem de misyonerleridirler.

Artık ülkeler ordularla değil, örgütlerle ele geçiriliyor.