MEZARINA TÜKÜRECEĞİM
Bir kişi düşünün…
Bazı anormal davranışlarla karşılaşması dışında genellikle sakindir. Muhatap olduğu kişilerle ilişkilerinde genelde alttan alır; karşısındakinin fikirlerine elinden geldiğince saygı duyar, herşeye mantık çerçevesinde yaklaşır. Beğenmediği veya uygun görmediği fikir ve sözlere, kendince uygun olanlarla mukabele eder. Yalan söylendiğini genellikle anlar daha doğrusu sezer, eğer biliyorsa işin doğrusunu açıklamaya çalışır.
İnsan tabiatıyla ilgili enteresan bir durumdur…Herkes kendi fikir ve düşüncelerinin doğru olduğunu öngörür ve bu ahvâlde davranır. Fikirlerine ve düşüncelerine zıt fikirler ileri sürüldüğü zaman genelde öfkelenirler. “Benim dediğim doğrudur!…” saplantısına kapılırlar…”Kazın ayağı öyle değil. İşin doğrusu budur!..” denildiğinde ya dinlemek istemezler, ya da dinleyip kabullenmiş görünür ama takiyye yapmaktan da geri durmazlar. Hele bir yalanı yakalandığında, muhatabının işin doğrusunu belirtmesi durumunda yüzleri şekilden şekile girer ama inatta mahzur görmezler.
Sakin, mülayim kişimiz öyle durumlarla karşılaşır ki; yaygın tabirle kan beynine sıçrar. Ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın kaşılaştığı durumlarda işi makul görünen mecraya saptıramaz. Muhatap olduğu kişiler ya sabit fikirlidir ya da işlerine gelmediği için olumsuz tavırlarını sürdürmeye devam ederler…”Peki, benim fkirlerim ve düşüncelerim yanlış…Öyleyse işin doğrusu nedir? “ dediğinde ise ipe sapa gelmez, yanlışta ısrar eden fevri cevaplarla karşılaşmaya devam eder. Belki kendisi yanlış düşünüyordur, gelenek ve göreneklere aykırı olabilir fikir ve düşünceleri. Ancak, bu durumda herkesin kabullenebileceği, orta yol olarak tanımlanabilecek bir olgu ile aydınlatılamıyorsa ikilemle karşı karşıya kalması kaçınılmaz oluyor…
Sonuçta: sakin kişiliğimiz, eğer çevresindeki insanların çoğunluğu öyle davranıyorsa, sürekli fevri fikir ve tavırlara muhatap oluyorsa, “YABANCILAŞMA” dediğimiz olgu ile karşı karşıya kalıyor. Yavaş yavaş çevresindekilerle arasına mesafe koymaya, devamında da çoğunluğu ile ilgisini kesmeye başlıyor.
Bu kişilik; eğer muhatapları ailesinden ise, daha zor bir duruma düşüyor genelde. Konu ahlâki ise ve yapılmış olan yanlışların düzeltilmesi hususunda, aile fertlerinin yanlışta ısrar etmeleri süregeliyorsa; “ne yapılması gerekir” diye düşünmekten alamaz insan kendini. Nihayetinde boşa koyar dolmaz, doluya koysa almaz…Mesele kendi çocukları, kardeşleri, ana babası ile arasında ise, sorunu mantık, gelenek, görenek, anane çerçeveleri içinde çözüme kavuşturamıyorsa daha da zor bir ikilemle karşı karşıya kalması kaçınılmaz olur.
Öyle bir durumla karşılaşan insan; ne kadar zeki, akıllı, mantıklı olursa olsun YABANCILAŞMA olgusunun son raddesine gelmekten kaçınamaz. Sorunu yaratıp ta çözümsüzlüğe itenlere karşı şöyle der:
“MEZARINA TÜKÜRECEĞİM!..”
ve hayatına kendi doğruları çerçevesinde devam eder…Ne pahasına olursa olsun…
Yazmayalı neredeyse 10 ay oluyor…





